13 Aralık 2011 Salı

dokuz köyden kovulmayanlar

insan hayatında bir kere oh be söyledim de rahatladım diyeceği şeyleri yapmalıymış.
çok fazla sayıda olmaması kafayı karıştırıp,allak bullak etmemesi açısından daha yararlı tabiki.bir veya üç veya beş gibi sayılarda tutabiliriz bu itiraflarımızı, ciddi anlamda iç dökmelerimizi.

insanın sadece söylediklerinden değil sustuklarından da sorumlu olma durumu doğruymuş sanırım.konuşalım, anlaşmasakta rahatlayalım.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Evet, Adele'i seviyorum...

Acelemin olmadığı sarı sonbaharıma iyi geldi açıkçası. Sakin sakin takılıyoruz işte...
m.

20 Ekim 2011 Perşembe

madem ki salalım gitsin dedik,buyrun o zaman.

bütün yaz radyodan dinlediğim, ıkınarak şarkı söyleyen genç kardişimiz.klibi pek bi nane olmuş ama  oha sese bak tadında.
h.

"inspiration"

"inspiration"

http://www.youtube.com/watch?v=KzJnPFIJbQA

Tamam, şarkıyı herkesin kendine uyarlayabileceğinin farkındayım (Bkz:Kendi hayatımdan izler buldum bu şarkıda). Bu durumla daha önce fena dalga geçtiğimi de biliyorum (Model grubunun ahını aldım heralde :D). Olsun...İlk dinleyişte bende "kalpleeeer" etkisi yarattı ya, tamamdır işte. Hele bir yerde "I need inspiration" diyor, ben de "Teslim olduuuum" diyorum karşılık olarak...
Heppsi Viyana yüzünden hepsi...
m. 

17 Ekim 2011 Pazartesi

Naber??

Anlamadan 1 ay olmuş bile. Hani nasıl geçti, ne oldu, ne bitti yorum yapamıyorum bazen (Evet,yapamıyorum).
 1 ay; Tatlı sevmeye başladım mesela. "Nutellaaa vuhhuuu" diye dönersem şaşmam.Hatta şirinliğimi tatlı üzerinden bile sağlayabilirim (Krizim tuttuuuuooo).  Daha fenası sarhoş olabiliyorum artık. Hem de tam kıvamında, yıllardır aradığım "ara form" burdaymış meğer (Duyu kaybından sonra- yeri yalamadan önce). 50'lik rakı artık hatıralarımda güzel bir yerde... Yaşlanıyorum sanırım, yorulmaya da başladım. İlk hafta hasta bile oldum, daha ne olsun (Hem de hiçbir sebep yokken :/). Yağmuru çamuru yedikten sonra hasta olmamak benim kontrolümde değil artık, her insan gibi direncimin sınırları varmış işte...
Geldiğimden beri 2 defa şort, 1 kere de etek giydim (Kot pantolonun hegomonyasını kıran taytı saymıyorum artık, normal o). Bacaklar için pantolonun dışında kıyafet, mavi-siyah ve grinin dışında renk varmış, biliyordum aslında ama söylemiyordum.
Latin danslarına başladım, ağzı, yüzü,... her yeri aynı oynayan, sapsarı bir hocam (Barney Stinson- Adının Aytunç olduğunu bildiğim adamın kırması resmen) ve 50 kişilik bir sınıfım var. Yörelerimiz türkülerimiz konusunda bu kadar uzmanlaşmışken başka dallara da el atmak gerekirdi tabi. Ya el yelil, Şemmame, Çiftetelli ve son olarak Latin ritimleri. Globalleşiyorum.
Dün akşam rüyamda İspanyaya ucuz uçak bileti gördüm. Erasmus gitgide kanıma karışıyor demek ki, ona yordum. Sürekli seyahat planı, tren, uçak hostel....Zehir aktı bir kere.
Facebooka fotoğraf yüklemeyi de benimsedim galiba. Dizi kırık pozlarımı, ağzı büzük hallerimi daha rahat afişe edebiliyorum. Süperegomun hali harap :P
Bugün 1. ayı doldurdum. Naber diye sormak istiyorum kendime. Neyin peşindesin??::D:D(Katımızda turşu kuran bir Vietnamlı, kaslı bacaklı klip zencisi, 2 tane de İranlı var, sormamak işten değil kısacası) :D
Her neyin peşindeyim bazen(ama bazen) kesitremiyorum ama içim rahat şunu söyleyebilirim: Bitsin istemiyorum şimdilik... Nice dream... Nice dream....
m.

29 Eylül 2011 Perşembe

işte böyle her gün böyle.

oralar çok uzak buralara geel demek istiyorum 90ları anarak, hadi bekletme buralara geel demek istiyorum ayrı kaldığımız ve daha da devamı gelecek zamana ithafen,çok özledim buralara geel demek istiyorum sadece hissettiklerimi dile getirerek ama ama huzur,sükunet ve düzen üçlemesine karşı gücüm kalmıyor sanırım.
buralar tamamen koşturmaca,kalabalık ve artık okul bitmeli çığlıklarıyla dolup taşmakta.son sene,son sene hadi bitirin de gidin diye bağırıyor her şey sanki ama alışık olduğumuz bu şehir bize fazla halleri artık dokunmuyor tabi o ayrı bir durum:)

yistabulda durumlar tam sonbahar havasında yani biraz SIKINTI var ama buralar gitsin biz gitmeyiz diyerek kazığı çaktık mejburen.

27 Eylül 2011 Salı

"Do you have a boyfriend??"

 

Ağaçlar, evler, sonbahar, sarı sarı yapraklar (bakarken aklımı kaçıracağım diye korkuyorum), gerçek sarı Alman bebekleri (Umut sarıkaya karikatürlerinden fırlamışçasına), her renkten insan (biz hep rengarengarenk), kocamaaaan bir okul (Ç.Ü gibi içinden Balcalı otobüsü geçmiyor ama :D) organizasyon ve disiplin (cidden iyiler), hayallerimdeki üniversite binası... derkeeeen ve işte Erasmus. Belki bunlar işin beklenti kurulabilecek, hayallere sığacak kısmıydı; her Erasmus öğrencisinin başına gelebilecek şeyler (mızmızlanmıyorum, hepsi çok güzel :D). Ancak daha çok hayallerime sığdıramadığım kısım bana "mutluyum ötesi yok" dedirtiyor sanırım :) Özlediğim özgürlük, ihtiyacım olan sessizlik, sükunet (bu kelimenin yerine başkasını koyamicam :D), hep bir yerlerde var olduğunu bildiğim ama son yıllarda pek karşılaşmadığım zerafet, eğreti bir biçimde yaşadığım disiplin (burda hakkını verebilirim:D)... Şehir değiştirmenin kattığı o "algıların daima açık olması" hali ise bambaşka. Ağaca, kuşa, sokağa bakıp mutlu olmak, baktığını farketmek falan filan. (Bunu da eklemeden edemicem, ilk gün Nijeryalı yurt arkadaşımla çocukluğumun efsanelerinden Uche'yi konuşmak... bambaşka bir keyifti :D). İyiyim gerçekten :)
Taabii bir de işin Türkiye'yi aratmayan kısımları var. Top 3: bıyık, adım başı her köşeyi sarmış dönerciler ve "do you have a boyfriend"...
Evet, bu konudan kaçabildim ama saklanamadım(ki artık pek de kaçmak istemiyorum :D). Hafnerriegel 53 te de, Türkan Ömer Okan'da da aynı muhabbet. Hatta aynı tepkiler. "Özlemek zorunda kalmicaksın o zamaan, şanslısın" dan "Ciddi misin" e, üzülen bakışlara kadar aynı. Herneyse, "sarı da neymiş" diyip sözümü yutturan nicesine rastladım burda bir hafta içinde. Bekleyip görelim diyorum.(Bir şey göreceğimizden değil de, bekleyelim yine de bakalım :D).
Haa bu arada yurtta dolma yaptık (bildiğin biber dolması), erzak köşemiz var, temizlik alışkanlığımız şimdiden populer oldu ve taklit ediliyor. Eylemlerimiz sürecek...
m.

8 Eylül 2011 Perşembe

giden günlerim oldu.nealakaysa.

sana gitme demeyeceğim ama gitme lavinya veya gitme yoksa atlarım en yakın köprüden veya biir gidene kal demem asla tarzı göndermeler yapmak istiyorum ama gidiş başlıklı sohbetler hüznü barındırdığından gevşeyemiyorum,biliyorsun.

16 eylil gecesi (evet eylil) Sabiha Gökçen'de arkandan su dökeceğim(evet yapacağım,net) ve 'heyoo erasmus' çığlıklarına e10 da eşlik edeceğim ama ondan önce Mersin'de kızgın kumlardan soğuk sulara(soğuk su da neyse sanki yayla suyu.evet yanlış yazdım biliyorum serin sulara olacak) değil de, sigara izmaritli kumlardan sidikli sulara atlama zamanı.
h.

6 Eylül 2011 Salı

Geleneksel ayrılık anksiyetesi

3 senedir, her yıl eylülün 5'inden itibaren beni etkisi altına alan "gitme/gidememe/kalma/git-gel/gel-git/gitmeyi deli gibi isteme ama buralar gitsin deme vb." durumlarım bu sene şekil değiştirdi. Yıllandık tabi, duygu gayet tanıdık, bildik bir duygu ama bu durumda "burada tecrübe konuşuyooouurr" demek biraz zor. Gurbetin kategorisi değişince, tepkiler de değişiyormuş meğer.(Category killer nerdesiiiin??) 3 yılın bilindik, klişe heyecanı yerini belirsizliğin "ayh içim sıkılıyor" cümlelerine bıraktı diyebilirim (Kendime şaşırıyorum, güzel de oluyor aslında :D) Peki durum bu kadar "acıklı" mı ?? Tabi ki de değil :D Eşyalarla evden çıkarken artık yaşanmaktan laçkalaşan duygularımın, uçağa bindiğim anda canlanıp "heeeyooo Erasmuuuuuuuus" diyeceğini bile bile konuşuyorum işte. Ayrılık sürecini keşfetmenin derdindeyim belli ki :) (Tezcan effect :D).
16 eylül, Sabiha Gökçen Havaalanına sevgilerle...
m.

1 Eylül 2011 Perşembe

Powertürk izledim ben bugün...

Gençlik dizilerinin fırtınalı aşklarının hepsini ama hepsini anlatan bu şarkıdan resmen gıcık kapıyorum. Radyoda, televizyonda, facebookta, her nerde görürsem göreyim hemen değiştirmek istiyorum. Sıkça karşıma çıktığından kaçmak bazen mümkün olmuyor tabi. "En tutkulu (bence tutuklu) aşk bizimkisiydi, bu son yakıştı mı bizee", "Ne ayrılabildik ne barışabildik", "Şiddetli aşktan ayrıldık biz, köppek gibi seviyor aslında" temasıyla, üniversiteli (hatta liseli) kızların ifade edemedikleri duygularına ilaç gibi geldi (Galiba benim sorunum hedef kitle ile :D). Herneyse bir şarkının bir grubun bütüne hitap etmesi sakat bir durum bence.

Ayrıca da basbas bağıran kadın vokal; o kadar bağırınca aşkının şiddetinden başımız dönmüyor, belirtmek istedim.


Tamam eğlencelisin, sarışın mavi gözlü cimcimesin, hem aykırı hem mini mini sevimlisin bilmem nesin ama o nasıl bir "zaaağmaaanlaaa" demektir yaa, hiç mi uyarmadılar, "Bak Gökçe, iyisin hoşsun da ağzını yayma o kadar , olmuyor" demediler?. Bir de klip çekimlerine azcık kafa güzel gelmiş sanırım, sağa sola yalpalanış onu gösteriyor.




Valla sıla iyi ki varsın, sen olmasan üniversitenin "iyiyiz abi yaa, takılıyoruz kafamıza göree, aman da ne güzeliz ne süperiz aferin bizeeee" tayfası kendini nasıl ifade edecekti acaba?? Cuk oturuyorsun Sıla, cuk. (Kafa diye diye gittikleri yer de Adalar, ben de güneye falan inecekler sandım :D). Değmesin ellerimiiiiz ama sevişmeden de uyumayalım.



"Ahahahahhahah haydi kopallııııım" ekolünün bir temsilcisi daha. Evvett,  kıpır kıpır, sıcacık bir çalışma; Atiye ile "keandimisdeeen geçiyoruz".


m.


28 Ağustos 2011 Pazar

Bir bilene soralım: işletme terimleri ve Adana sorunsalı

Benim durumumu açıklayacak işletme terimi nedir acaba? (cidden merak ediyorum ). Bildiğin gibi şubat-haziran ayları arasında (4 ay ve üzeri) kendime aşırı İstanbul yüklüyorum(sürecin bu kısmı senle aynı :D). Adana'yı unutacak kadar İstanbullu oluyorum, önümü alamayacaklar diye korkuyorum. Tezcanlılığı, aceleyi, ödevleri, kontrollü actionı, çayı, sohbeti... bir hayli abarttığımız zamanlar bu tarihlere denk geliyor. Derken haziran ayı gelip çatıyor, grafiğin en yüksek olduğu noktada Adana'ya dönüyorum. Çorapsız giyilmiş dexter ve şehir içi parmak arası terlik oranı bir anda yükseliyor. 40 derecede makyajı görene kadar  bir tarafım hala İstanbullu.  Ancak asıl Adanalılaşma(evcilleşme de denilebilir) benim için akşamdan kalma yaprak sarmasını gece yiyebilecek lükse sahip olduğum zaman başlıyor. O an anlıyorum ki Adanadayım. Birkaç gün şok halinde geçiyor tabi, uzun süre kalacağımı bildiğimden eve alışma sürecimi istediğim kadar uzatabiliyorum. Ama sonrası... Tabiri caizse resmen rahat batıyor. Tamam ev iyidir, hoştur bir yokuştur ama ama ama... (insan ailesini ve o koruma kalkanını özlüyor tabi) tezcanlılığa alışan bir bünyenin hareket kabiliyeti kısıtlanmamalı bence :D Kısıtlandığında, barış zamanı savaşçı kendisine çatabilir çünkü. En büyük sıkıntılar da bu durumda başlıyor; emekli olmuş devlet memuru  gibi, bir değersizlik hissi, "ben ne işe yararım" düşüncesi falan filan. (Düşe kalka tatilin bu sorunu da atlattık sanırım). Herneyse, aşırı İstanbulluluk halini takiben 3 aylık bir Adana/Memleket süreci işliyor benim için. Birbirinden aşırı bağımsız iki hayat. Suyun öteki tarafına geçmek gibi. Burdayken orası, oradayken burası rüya sanki (3 ay ve üzeri durumlar için geçerli:D).
 İstanbul benim için şu anda "kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda/bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında/kalır bir kitapta, bir masal perisinde/bir hasta odasında, bir geceyarısında". Çok çok özledim, özlemeye de devam edeceğim gibi görünüyor. Ne yapsak, nasıl etsek??
Galiba bizim için en iyisi Adana'yı İstanbul'da yaşamak. İstanbuldaki hayatımızı var eden o ne de olsa, o yüzden gider gitmez "Adana eğlenceli yaa, bir kebaba gidek" diyişlerimiz. Ayrıca da en komik lise tabiki bizimki :D (Güzin Abla gibi cevap isterim :D)
m.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

azalan marjinal fayda gibi gibi.

hani adana'dan sıkılma süremin 3 sene içindeki azalan grafiği bir 3 sene daha geçerse sıfırla iç içe olacak gibi görünüyor; ama ama buna rağmen her istanbul'a dönüşte vay adana ne kadar güzel, aman adana pek eğlenceli demekten vazgeçmeyen halim ise tam bir sahtekar.


evet adana lisedeyken mükemmeldin, evet en eğlenceli sınıf benim sınıfımdı, evet hala en en yakın arkadaslarım lise arkadaslarım ama adana artık cık'sın yani cık'mışsın benim için.


sıkı can iyi değilmiş efendim 'tezcan'mış asıl iyi olan .istanbul'daki tezcanlı halleri özlemle anma zamanları.afiyet olsun.
h.

replay tuşu ile haşır neşir...

Piyano gibi keman gibi daha batılı melodilere ithafen "alııııp uzaklara götürüyor bu şarkı beniiii" klişesine inat burdayım. Akşamın en güzel saatlerine, en çok yakıştırdığım şarkı :)
Görüntüler zaten harika...

hector'u vurdular.ah vah.


26 Ağustos 2011 Cuma

Okurken altını çizmekten yorulduğum kitaptan "şu durumumuza" uygun bulduklarım.(Dorian Gray'in Portresi/Oscar Wilde)

"Güzellik, yani gerçek güzellik zekice ifadelerin başladığı yerde son bulur. Zeka bir aşırılık halidir ve yüzün kendine özgü uyumunu yok eder. "

" Aslında insanın çevresindekilerden farklı olmaması en iyisi. çirkin ve aptal kişiler bu dünyada daima galip geliyor.çünkü kolayca yerlerine oturur ve oyunu ağızları açık izlerler. zafere dair hiçbir şey bilmiyorlarsa bile en azından malubiyetten de haberleri olmaz."

"İyi olmak, bir insanın bizzat kendisiyle uyumlu olmasıdır. Uyumsuzluk, başkalarıyla uyum içinde olmaya zorlar"

gün gelirmiş ve yılmaz özdil'in yazısı paylaşılacak kadar beğenilirmiş.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18572826.asp